tr

Diplomasi Vakfı Yayınları

Türkiye’nin Yumuşak Gücü: Türk Dizileri

Türk dizi sektörü büyük bir yükselişe geçmiş, önce kendi kültürel hinterlandı diyebileceğimiz Türk dünyası, Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslarda büyük rağbet gören dizilere imza atmış sonra da bütün dünyaya dizi ihraç eder hâle gelmiştir. O kadar ki, Türkiye, ABD’den sonra dünyanın en çok dizi ihraç eden ikinci ülkesi konumuna yükselmiştir. Bu, yakın zamana kadar kendi ülkesi dışında bir dizisini veya sinema filmini bile pek duyuramamış bir ülke olan Türkiye için tarihi bir kültürel atılımdır. Türkiye ve dünyada önemli bir olgu hâline gelmiş Türk dizilerinin uluslararası ilişkilerden sosyolojiye, iletişimden siyaset bilimine ve ekonomiye kadar pek çok disiplinin odak noktasında bulunan bir vakıa olarak ele alınmasının zamanı gelmişti. Bugüne kadar Türk dizilerine dair bu iddiaya sahip eserlere pek fazla rastlanmamakta ve literatürde büyük bir boşluk bulunmaktaydı. Bu kitap böyle bir boşluğu doldurma ve önemli bir olguyu pek çok boyutuyla ele alma iddiasıyla yola çıkmış bir akademik çalışmanın ve büyük bir emeğin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Pek çok disiplinden akademisyen ve uzmanın buluştuğu bu çalışma hem literatürde önemli bir referans eser ortaya koymayı hedeflemekte hem de ulusal ve küresel ölçekteki böylesine önemli bir konunun tartışılması için akademik zemin inşâ etmektedir.

Kültürel İktidar

Neden ‘Batılı olmak’ veya ‘Avrupai olmak’ bir övgü çeşididir? Neden dünyada Müslüman olmak adeta açıklanması gereken bir kusurmuş gibi tartışılır? Neden Türkiye’nin entelektüel, akademik ve ekonomik elitleri Batılılaşmışken; yeni kentli, taşralı, yoksul, köylü ve işçi kesimleri muhafazakâr ve millî bir kültürel hayata tutunur? Neden Türkiye’de edebiyattan sanata: medyadan akademyaya kadar kültürel elitlerin önemli bir kısmı kendi halkının kültür ve yaşam tarzına bu derece yabancılaşmıştır? Neden milliyetçi ve muhafazakâr çoğunluk akademisyen, müzisyen, edebiyatçı, sinema oyuncusu yetiştirmekte bu kadar zorlanır? Neden az sayıda yetiştirdikleri de türlü engellerle karşılaşır? Neden Türkiye’nin kültürel ve ekonomik elitleri Batı’ya gittiğinde büyük bir özgüven problemi yaşarken kendi ülkelerinde Batının kültür elçileri olarak kendi halkına ve onun kültürüne, değerlerine son derece hoyrat davranır? Neden tarihinde hiç sömürge olmamakla övünen bir ülke olarak Türkiye kültür hayatını bağımsızlaştırmamış ve demokratikleştirememiştir? Neden Türklere ve Müslümanlara dair olumlu durumlar itibarsızlaştırılır; olumsuzluklar abartılır ve bir tek Türkiye’de yaşanıyormuş gibi düşünülür? Neden muhafazakar milliyetçi kesimler büyük bir özgüven sorunu yaşamaktadır? İşte bu ve benzeri tartışmalarda genelde polemik dilinden ve hamasetten uzaklaşılamamış; ya bu meseleler yanlış zeminde akademik bir hassasiyetten uzak bir şekilde tartışılmıştır. Elinizdeki kitap bu tartışmaların artık akademik bir zemin bulmasının zamanının geldiği düşünülerek yapılmış bir akademik müdahale iddiası taşımaktadır.